KENNEL COUGH

 

Enfeksiyon bir çok ajanın bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. En yoğun etkiye parainfluenza bordetella bronchiseptica ve mycoplazma sebep olur. Canine adenovirüs , reovirüs, canine herpes virüs,distemper da hastalıkta etkili olan diğer ajanlardır. Birden çok köpeğin yaşadığı üretim çiftlikleri, barınaklar, köpek pansiyonları gibi yerlerde daha sık görülür. Hastalığa dair en önemli bulgu gittikçe artan öksürüktür. Yavru köpeklerde bronkopnömoni, yetişkin ve yaşlı köpeklerde bronşitis görülür. Hastalık solunum yoluyla bulaşır. Klinik belirtiler, etkeni aldıktan 3-4 gün sonra ortaya çıkar. Hastalıktan iyileşen köpekler 6-14 hafta süresince hastalığı bulaştırmaya devam edebilirler. Hastalıktan korunmak için aşı şarttır.

ADENOVİRÜS –2

 Hastalığa sebep olan etken virüs adenovirüs ( CAV-2 ) dir. Sekunder olarak bazı bakterilerin de hastalığın oluşumunda rol aldığı kabul görmektedir. Daha çok, köpeklerin solunum yollarında tahribat yaratan uzun seyirli ve bulaşıcı hastalıktır. Kalabalık gruplar halinde yaşayan köpeklerde daha sık görülür. Hastalık solunum yoluyla bulaşır ve genç hayvanlarda hızlı seyreder. Öksürük ve exudat çıkışı, burun akıntısı, halsizlik, iştahsızlık, ateş başlıca klinik bulgulardır. Hastalanan hayvanlar için medikal tedaviler genellikle iyi sonuç verir ve ölüm oranı düşüktür.

ADENOVİRÜS – 1 ( BULAŞICI HEPATİT )

 

 Hastalığa sebep olan etken virüs adenovirüs ( CAV-1 ) dir. Virüs başta karaciğeri, sonrasında sindirim, solunum ve sinir sistemini etkiler. Karaciğerde şiddetli yangıya sebep olur. Hastalığın ilerleyen safhalarında hasta köpeğin göz pigment tabakasında oluşan yangıdan dolayı gözlerinde korneal bulanıklık ( mavi göz ) gözlemlenebilir. Boğaz ağrısı, öksürük, kusma, yüksek ateş, iştahsızlık, ishal, farengit, nadiren zatürre, lenflerde büyüme, ağız mukozasında kanamalar bu hastalığın belirtileridir. İlerlemiş vakalarda ani ölümler görülebilir. Bulaşma, hasta köpeğin idrarı ve burun akıntısıyla olur. Aşılı annelerin yavruları anne sütü emmelerinden dolayı 5-7 hafta için bu hastalığa bağışıklık gösterirler. Hastalığı atlatan köpeklerin idrarlarında 9 ay süreyle virüse rastlanabilir. Hastalıktan korunmak için aşı tek çözümdür.

CORONA VİRÜS

    

Genç veya yetişkin her yaştaki köpekte görülebilir. Hastalığa sebep olan virüs RNA virüsüdür. Bu virüs köpeklerin mide ve bağırsak mukozalarında ciddi enfeksiyonlara sebep olur. Virüsü aldıktan 24-48 saat sonrasında köpekte kusma, ateş, ishal (kanlı- sümüklü), halsizlik, uyku hali gibi belirtiler gözlemlenir. Bu belirtiler kanlı ishal hastalığının belirtilerine de benzer. Virüs vücuda girdikten sonra ince bağırsak mukozasında gelişimini tamamlar ve epital hücre stoplazmasında hızla çoğalır. Bağışıklık sistemi kuvvetli köpeklerde hastalık hafif seyreder; ancak yavrularda ve vücut direnci düşük köpeklerde ölümcül olabilir. Laboratuar testleri ile tam teşhisi mümkündür. Hastalığa karşı koruyucu aşısı vardır. Corona virüs, çok dayanıklı bir virüstür. Ağız ve dışkı yoluyla diğer köpeklere bulaşabilir. Hasta köpeğin izolasyonu mama ve su kaplarının dezenfeksiyonu hastalığın yayılmaması açısından çok önemlidir. Birçok dezenfektan virüsü elimine edebilir. Hastalığa yakalanmış köpeklerde uygun ilaç tedavisi genellikle iyi sonuç verir ve 10-12 gün içerisinde iyileşme sağlanır.

KANLI İSHAL ( CANİNE PARVO VİRÜS ) – PARVOVİRAL ENTERİTİS

 

Özellikle yavru köpeklerde görülen bulaşıcı, hızlı seyreden, ölümcül olabilen bir viral hastalıktır. Hastalığa sebep olan virüsün adı parvovirus tip-2 ( CPV-2 ) dir. İlk kez 1978 senesinde tanımlanmıştır. Virüs, vücutta hızlı bölünen hücrelerde     ( özellikle bağışıklık hücrelerinde ) , 4 aydan küçük yavrularda kalp kası hücrelerinde çoğalır. Hastalığın teşhisi için laboratuar testleri gereklidir. Hastalıktan korunmak için aşı şarttır. Hastalık köpeğe bulaştıktan yaklaşık 6-9 gün sonra iştahsızlık, kusma, ateş (41 derece), ishal, şiddetli halsizlik, su ve kan kaybı gibi belirtiler görülür. İshal ilk başlarda sarı, sonraları kötü kokulu ve kanlıdır. 4 aydan küçük yavrularda kalp yetmezliğine bağlı gelişen akciğer ödemi sonucunda kalp krizinden ani ölümler olabilir. Mide bağırsak parazitleri, bakteriyel enfeksiyon gibi diğer hastalıklar bu hastalığın klinik seyrini ağırlaştırır. Tedavide antibiyotik, serum, bulantı ve ishal giderici ilaçlar kullanılır. Geç kalınmış, klinik bulguların ilerlediği, bağışıklığı düşük yavru köpeklerde tedavinin başarı şansı düşüktür. Rottweiller, Labrador, Husky, Alman çoban köpeği, Greyhound, Amerikan pitbull ırkı köpekler hastalığa karşı daha duyarlıdır. Virüsün bulaşması solunum ve dışkı yoluyla olur. Hasta hayvanların izole edilmesi, mama ve su kaplarının dezenfeksiyonu hastalığın yayılmaması açısından çok önemlidir. Çamaşır suyu, parvavirüs için en iyi dezenfektandır.

KÖPEKLERDE YAŞLILIK

Köpekler ne zaman ‘’yaşlı köpek’’ sınıfına girerler? Birçoğumuz köpeğimizin yaşlandığını kabul etmek istemeyiz. 1970’li yıllarda ortalama köpek ömrü yaklaşık 7-8 yıldı. Günümüzde doğru bakım ve tedavi imkanlarıyla bu süre 11-15 yıla uzamıştır. Küçük ırkların, melez köpeklerin ve bazı ırkların daha uzun yaşadıkları bilinmektedir. Günümüzde, ortalama köpek ömrü; küçük ırk köpeklerde 15, orta boy ırklarda 11-14, büyük ırk köpekler ise 10 yıldır. (kaynak: Amerikan Veteriner Hastaneleri Birliği) Genetik faktörler, bakım ve beslenme bu sürenin belirlenmesinde önemli rol oynar. 10 kilo ve altı bir köpeği 7 yaşından itibaren; 10kilo ve üstü bir köpeği 6 yaşından itibaren senior (yaşlıca) olarak kabul edilebiliriz.

 

  

Köpeğinizin sağlıklı bir yaşlılık dönemi geçirmesi ve uzun yaşaması için yapmanız gerekenler:

Öncelikle her 6 ayda bir kan tahlili ve fiziksel muayenesini yaptırın. Kalp, böbrek ve karaciğerler en çabuk etkilenen organlardır. İyi bir gözlemci olun;  köpeğinizdeki en ufak hastalık belirtisini atlamayın.

Köpeğinizin diş ve ağız sağlığına önem verin. Dişlerini her gün fırçalayın. 6 ayda bir veterinerinize köpeğinizin diş muayenesini de yaptırın. Veterineriniz gerekli görürse diş temizliği yapacaktır.

Köpeğinizi en iyi mama ile besleyin. Bütçeniz buna uygun değilse, ucuz market maması yerine özel pişirilmiş ev yemeği verin. Yaşlı köpeklerin sindirim sistemleri yavaşlar. Günlük mamasını ikiye bölüp, sabah-akşam besleyin. Tok karnına aktivite yaptırmayın. Veterineriniz gerek görürse takviye vitamin-mineral verebilirsiniz. Yaşlı köpeklerde obezite çok rastlanan bir sorundur. Köpeğinizi aşırı beslemeyin. Fazla kilosu varsa, zayıflatmaya çalışın. Şişmanlık, birçok sistematik hastalığa sebep olur.

Köpekler yaşlandıkça ısı değişimlerinden rahatsız olurlar. Eskiden sıcak havalarda kendini soğuk taşlara atan köpeğiniz, yaşlılığında halının üstüne yatmak isteyecektir. Çok soğuk havalarda dışarıda uzun saatler kalmak istemeyecektir. Köpeğinizi mümkün mertebe sabit ısıda yaşatmaya çalışın.

Yaşlı köpeklerde eklem hastalıklarına çok sık rastlanılır. Köpeğiniz sabahları topallıyorsa (soğuk topallık), yattığı yerden zor kalkıyorsa büyük olasılıkla artrit benzeri bir rahatsızlığı vardır. Veterinerinizin önereceği glucosamine/chondroitin gibi eklem kuvvetlendiriciler kullanabilirsiniz.

Köpeğiniz yaşlandıkça günlük aktivitesi azalacaktır. Eskisi kadar çok hareket edemese de, her gün günlük aktivitesini yapmasını sağlayın. Koşturup, zıplatmayın; fakat çok uzun olmayan yürüyüşlere çıkarın. İmkanınız varsa yüzdürün. Hareket köpeğinizin kalp- damar sağlığı açısından büyük önem taşır. Ayrıca aktif köpeklerde obezite riski azalır.

Yaşlı köpekler tüylerini daha az yalar, daha az temizlenir. Köpeğinizi her gün tarayın. Köpeğinizin derisi çok kuruysa veterineriniz size takviye vitaminler, özel şampuanlar önerebilir.

Köpeklerin yaşlanmayla beraber görme ve duyma duyuları azalır. Katarakt yaşlı köpeklerin en başta gelen sorunlarındandır. Kataraktın erken safhalarda yakalanması önemlidir. Bazı göz damlaları sayesinde bu göz hastalığının ilerlemesi yavaşlatılabilir.

Köpeğinizin iç ve dış paraziter ilaçlamalarını ihmal etmeyin; aşı zamanlarını atlamayın. Veterineriniz başı aşıların yapılmasına artık gerek olmadığına karar verebilir.

 

KÖPEKLERDE THİAMİNE EKSİKLİĞİ

KÖPEKLERDE THİAMİNE EKSİKLİĞİ

   

Thiamine, B vitamini grubundan bir vitamindir(B1).Vücutta karbonhidratların enerjiye çevrilmesine yardımcı olur. Bu vitaminin eksikliği damarlarda ve sinirlerde tahribat yaratarak sinir sistemi ve kalp hastalıklarının şekillenmesine sebep olur. Beslenme yetersizliğine bağlı olarak şekillenen bir hastalıktır.

Thiamine içeren gıdalar:  tam tahıllar, bazı sebze ve meyveler, karaciğer, et, ekmek, brewers yeast (bira mayası), süt.

       

Hastalığa sebep olan etkenler:

*çiğ balık yedirilmesi—çiğ balık thiamini tahrip eden thiaminase isimli bir enzim içerir. Balık pişirilirse içerdiği thiaminase etkisiz hale gelir. Köpeğinize balık vermek istiyorsanız mutlaka pişirin.

*dengesiz ve yetersiz beslenme

*aşırı işlenmiş gıdalar yedirilmesi

*sülfitler –thiamin emilimini engeller, thiamini inaktive eder.

Hastalığın belirtileri:

*ventroflexion—boynun aşağı doğru bükük durması. Bu köpekler başlarını kaldıramazlar.

*ataxia–yalpalayarak-tereddütlü yürüme

*kasların zayıflaması

*nöbet

*sabitlenmiş-genişlemiş göz bebekleri

*göz çevresindeki kaslarda felç

*aşırı salya üretimi

*bradycardia—düşük kalp atışı

 

Dikkat edilmesi gereken noktalar:

*thiamine suda eriyen ve yok olan bir vitamin olduğu için köpeğinizin yemeğini evde pişiriyorsanız pişirme esnasında az su kullanın.

*thiamine yüksek ısılara dirençli değildir. Köpeğinizin yemeğini çok yüksek ısıda pişirmeyin.

*thiamine vücutta depolanamaz. Bu sebepten thiamine eksikliği çok çabuk şekillenebilir. Köpeğinizin beslenmesine önem gösterin.

Hastalığın teşhisi için klinik bulgular ve laboratuar testleri (kan analizleri vb.) beraber değerlendirilir. Tedavi için beslenme programı düzenlenir ve thiamine takviyesi verilir.

BANYO ZAMANI!

‘Köpeğimi ne sıklıkta yıkamalıyım?’ veteriner hekimlerin çok sık duyduğu bir sorudur. Buna verilebilecek en doğru cevap ‘’kirlendiği zaman’’dır. Her köpeğin banyo ihtiyacı farklıdır. Köpeğin yaşadığı ortam, tüy yapısı bu sürenin belirlenmesinde ana etkenlerdir. Köpeğiniz yağmurlu kış günlerinde dışarı çıktığında ayakları kirlenebilir. Bu durum köpeğinizin ‘’kirlendiği’’ anlamına gelmez. Duru suyla ayaklarını silmeniz veya ayaklarını yıkamanız yeterli olacaktır. Köpeklerin banyo ihtiyacı ayda bir veya iki kereyi geçmemelidir. Yavru köpekler 4 haftalık olduklarında yıkanabilirler.

 

Banyonun püf noktaları:

Öncelikle köpeğinizi tarayın. Tüylerdeki kıtıkları açın. Köpeğinizi kıtıkları açmadan yıkarsanız, bu kıtıklar ıslanınca keçe haline gelir ve hiç açılmazlar. Kıtıkların daha kolay açılması için satılan özel kremler/losyonlar işinizi kolaylaştırabilir. Her gün taranan köpeklerde kıtık oluşmaz. Bir sebepten köpeğinizin her tarafı kıtık olmuşsa açmakla uğraşıp, canını yakmayın. Tüyleri aşırı çekiştirerek cildinin tahriş olmasına sebep olursunuz. Böyle durumlarda köpeği tıraş ettirin ve tıraştan sonra uzayan yeni tüyleri her gün tarayarak tekrar kıtık oluşmasına mani olun.

Eğer köpeğinizin tüylerine yapışmış boya, sakız gibi maddeler varsa banyodan 24 saat önce bunların yumuşaması için bitki-mineral yağı gibi karışımlar sürün. Köpeğinizi yıkamadan önce bu yapışkan maddeleri tüylerden temizlemeyi deneyin. Çıkmayanları makasla kesin; ondan sonra yıkamaya başlayın.

Köpeğinizin kulaklarının içine su girmemesi için pamuk koyun. Bu pamuklar çok küçük olmamalıdır; çünkü kulağın içine kaçabilir. Eğer köpeğinizin gözüne sabun/şampuan kaçmasından korkuyorsanız, gözlerine birer damla bitkisel yağ damlatabilirsiniz. Yine de köpeğinizin yüzünü şampuanlamanızı önermeyiz. Köpeğin yüzünü sabunsuz duru suyla yıkamanız daha uygundur.

Veteriner hekiminize nasıl bir şampuan/bakım kremi kullanmanız gerektiğini sorun. İnsanlar için üretilmiş şampuanlar köpeğinize alerji yapabilir. Banyoya girmeden önce gerekli miktarda şampuanı bir bardak suyun içinde sulandırın, böylelikle az miktarda şampuanı köpeğinizin tüm vücuduna sürebilirsiniz.

Köpeğinizi kendi duş teknenizin içinde yıkıyorsanız, zeminine köpeğinizin kaymaması için plastik bir sergi serin.

Yıkama suyunun çok sıcak olmamasına dikkat edin. 38-40 derece ideal ısıdır.

           

Köpeğinizi banyoya sokmadan önce ihtiyacınız olan tüm malzemeleri hazırlayın. Yıkama esnasında bunlar elinizin altında olmalıdır. İhtiyacınız olan malzemeler şunlardır:

  • Şampuan-bakım kremi
  • Yıkama süngeri
  • Ufak tefek kıtıkları açmak için bir tarak, fırça
  • Ayak ve vücut havlusu
  • Fön makinesi—insanlar için kullanılan fönler sıcak hava üfler. Bu fönler köpeklerin derilerini kurutur, tahrişe sebep olur. Köpek kuaförleri köpekleri kurutmak için kuvvetli ılık/serin hava üfleyen özel fönler kullanırlar. Köpeğinizi sık yıkıyorsanız bu fönlerden almanızda yarar vardır. Evdeki fönünüzü kullanacaksanız maksimum sıcaklıkta olmamasına, çok yakın mesafeden üflememesine dikkat edin. Eğer size yardım eden birisi varsa, o fönü tutarken, siz de köpeği tarayın.
  • Banyodan sonra köpeğinizi nemli bırakmayın. Mantara sebep olan organizmalar nemli ortamları sever.
  • Köpeğinizi iki kere durulayın. Üstünde, ayaklarında köpük kalmadığına emin olun.

Köpeğinizi bahçede yıkıyorsanız havanın sıcak olmasına dikkat edin. Soğuk günler dışarıda banyo yaptırmak için uygun değildir. Köpekler vücut ısılarını korumakta zorlanırlar; bu durum özellikle yavru köpekler için tehlike oluşturur.

Bazı köpekler yıkanmayı pek sevmez, korkabilir. Böyle bir durumda köpeğinizi sakinleştirmek için yumuşak bir ses tonuyla konuşun, onu  okşayın. Onu azarlar, sesinizi yükseltirseniz korkusu artacak ve asla yıkanmaktan hoşlanmayacaktır. Eğer köpeğiniz küçük ırksa ve yıkanmaktan çok korkuyorsa siz de küvete onunla beraber girebilirsiniz. Bu şekilde güveni artacaktır.

Köpeğinizin uzayan tırnaklarını da kesmeyi ihmal etmeyin. Eğer nasıl yapılması gerektiğini bilmiyorsanız denemeyin, çünkü canlı dokuyu keserek kanamaya sebep olabilirsiniz. Köpeklerin tırnakları dibinden kesilmez. Tırnağın içindeki pembe canlı dokudan sonraki kısım kesilmelidir( Bu konuda veterinerinizden yardım alabilirsiniz). Köpeklerin tırnak makasları özeldir. Evinizdeki tırnak makasları bu işlem için uygun değildir.

              

KEDİ VE KÖPEKLERDE LAKTOZ HASSASİYETİ (LACTOSE INTOLERANCE)

Laktoz, glukoz ve galaktozun bir araya gelerek oluşturduğu bir disakkarid türü şekerdir (süt şekeri). Laktaz, bu süt şekerini parçalayıp, sindirilebilir forma getiren enzimdir. Bu enzimin yetersizliği durumunda laktoz yıkılamaz ve sindirilemeyen şeker sindirim sisteminde ve midede bakterilerin üremesi için uygun ortamın hazırlanmasına sebep olur. Bu sebepten laktoz intoleransı, süt ve süt ürünlerinin sindirilememesidir diyebiliriz. Sindirilemeyen laktoz osmotik dengeyi bozar, bağırsak içine sıvı ve elektrolit birikir; genişleyen bağırsaklarda hareketlilik artar ve ishal( +bazen kusma) şekillenir. Serbest kalan laktoz kalın bağırsaklara ulaşır; orada bakteriler tarafından fermentasyona uğrar ve hidrojen gazı açığa çıkar. Bu gaz hem ishalin şiddetlenmesine, hem de şişkinliğe sebep olur.

Yeni doğan kedi ve köpeklerde laktaz enzimi genellikle yeterli seviyededir. Sütten kesilmeleriyle beraber enzimin seviyesi pik seviyesinin %10’nuna kadar geriler. Laktoz hassasiyetinin genellikle sütten kesildikten sonra görülmesi bu sebeptendir. Bir diğer sebep ise inek sütüdür. Köpek sütünde %3.1, kedi sütünde %4.2 olan laktoz, inek sütünde %4.5-%5’dir. Hem laktaz enziminin azalması, hem de laktozu yüksek süt verilmesi hassasiyetin ortaya çıkmasına sebep olur. Anne sütüne reaksiyon vermeyen yavrularda inek sütüne karşı laktoz hassasiyeti görülebilir.

Laktoz hassasiyeti olan hayvanlara sütü kaynatarak vermek, diet süt, pastörize süt vermek sorunu çözmez; çünkü bu işlemler laktoz içeriğini değiştirmez. Pastörize edilmemiş sütten yapılan yoğurt ve peynirler  (içerdikleri bakteriler laktozu bir miktar parçalayabilir) nispeten daha az zararlıdır. Laktoz hassasiyeti olan bazı hayvanlar yoğurt ve peyniri küçük porsiyonlar olması koşuluyla sindirebilirler.

Laktoz hassasiyetinin teşhisi basittir. Hayvanınız süt ürünleri tükettiğinde ishal, kusma gibi belirtiler gösteriyorsa bu ürünleri beslenmesinden çıkartın. İyileşme sağlanıyorsa, birkaç gün sonra tekrar süt verin. Aynı belirtiler görülüyorsa büyük olasılıkla laktoz intoleransı vardır.( Kesin tanı için açlık şekeri ölçüldükten sonra laktozlu gıda verilip, belli aralıklarla kandaki şeker oranı ölçülebilir). Laktoz hassasiyetini de bir gıda alerjisi gibi düşünebiliriz. Bazı hayvanlarda ishal ve kusmanın yanı sıra deride kızarıklık ve kaşıntı, yüzünü yere sürtme, patilerini aşırı yalama, göz ve burunda mukozalı salgı gibi belirtiler de görülebilir.

 

Laktoz hassasiyetinin sebepleri:

*laktaz enzimi eksikliği

*aşırı süt ve süt ürünleri tüketimi

*beslenmede ani değişiklikler

*sindirim sistemi hastalıkları-Bağırsak mukozasının normal yapısının bozulmasına sebep olan hastalıklar sekunder olarak laktoz hassasiyetinin şekillenmesine sebep olabilir (akut gastroenteritis, giardiasis, ascariasis gibi paraziter hastalıklar vb.).

*kalıtımsal laktoz hassasiyeti- çok nadir görülür.

Laktoz hasiyeti olan hayvanlar için özel bir tedavi uygulanmasına gerek yoktur. Hayvanınızın beslenmesinde laktoz içeren gıdalar bulunmamasına dikkat etmeniz yeterli olacaktır.

KÖPEKLER NEDEN OT YER ?

 

Bazı köpek sahipleri dışarı çıkardıkları köpeklerinin bahçedeki çimleri büyük bir iştahla yediğini gördüklerinde hayrete düşebilirler. Hayvan davranış bilimcileri köpeklerin ot yeme alışkanlıklarının altında yatan sebepleri yıllarca araştırdılar. Ne var ki araştırmalardan pek bir sonuç alınamadı.

Köpeklerin büyük bir çoğunluğu ot yedikten sonra kusarlar. Anlaşılamayan nokta şudur; köpekler ot yedikleri için mi kusarlar, yoksa kusmak için mi ot yerler?  Genel kanı köpekler bazen sırf tadını sevdikleri için bazen de mideleri rahatsız olduğu için ot yerler. Yapılan gözlemlerde midesi rahatsız olmayan köpekler otu daha uzun süre çiğneyerek yutuyorlar. Bu köpekler genellikle yedikleri otu kusmuyorlar. Bu durumda ot yemeği tamamlayan bir salata tabağının yerine geçiyor. Midesi ağrıyan köpekler otu daha hızlı ve çiğnemeden yutuyorlar ve kısa bir süre sonra kusuyorlar; böylelikle mideleri rahatlıyor.

 

 

Bir diğer tez de yeterli beslenemeyen, dengesiz beslenen köpeklerin ot yediğine dayanır. Bu pek kabul gören bir tez değildir; çünkü iyi kalite mama ile beslenen sağlıklı köpeklerin de ot yediği sıkça görülmektedir. Bazı davranış bilimciler bu durumu, vahşi köpeklerin doğada dengeli beslenebilmek için ot yedikleri ve bu alışkanlığın da içgüdüsel olarak günümüzdeki evcil köpeklerde halen görülmekte olduğu şeklinde yorumlamışlardır. Eğer köpeğinizin ot yemesinden rahatsızsanız ve bunun beslenme kaynaklı olabileceğini düşünüyorsanız köpeğinizin gıdasına lifli birkaç sebze eklemeyi deneyebilirsiniz; fakat genel kanı gıdayı değiştirmenin bu alışkanlığı pek değiştiremediği yönündedir.

İyi haber köpeklerin ot yemelerinde sağlık açısından bir sakınca olmamasıdır. Sadece köpeğinizin seçtiği ot yeme alanlarının başka hayvanların tuvalet bölgesi olmamasına dikkat edin. Bir çok hastalık taşıyan bakteriler ve parazit yumurtaları enfekte hayvanların dışkılarıyla çevreye saçılır. Bu sebepten köpeğinizin iç ve dış paraziter ilaçlamalarını ihmal etmeyin.